Bir toplumun gelişmişlik düzeyini gökyüzüne diktiği binalar değil, en savunmasız fertlerini yani kadınlarını ve çocuklarını ne kadar koruyabildiği belirler. Bugün geldiğimiz noktada, her gün bir başka “insanlık ayıbı” haberiyle sarsılıyor, siyah bantlı fotoğraflara bir yenisini ekliyoruz.
Şiddet, sadece fiziksel bir darbe değildir; bir çocuğun parlayan gözlerindeki ışığı söndürmek, bir kadının özgürlüğünü ve yaşam hakkını elinden almaktır. Bir evde korku hakimse, orada gelecekten bahsedilemez. Bir çocuk, güven duyması gereken ellerden zarar görüyorsa, o toplumun temelleri çürümeye başlamış demektir.
Neden durmuyoruz ?
Alışmak en büyük zehirdir .Şiddet haberlerini sıradan birer istatistik gibi okumaya başladığımızda vicdanımızı kaybederiz.
Sessiz kalmak suç ortaklığıdır.Yan komşudan gelen çığlığa kulak tıkamak, şiddeti körükleyen en büyük etkendir
Erkek çocuğuna “paşa”, kız çocuğuna “itaat et” diyerek büyüttüğümüz sürece bu döngüyü kıramayız.Unutmayalım ki eğitim ailede başlar.
Bize düşen görev nedir dersek ;
Şiddet bir kader değildir. “Kol kırılır yen içinde kalır” devri çoktan kapandı. Bugün o kolu kıranın cezasını çektiği, mağdurun ise devlet ve toplum eliyle sımsıkı sarıldığı bir düzene her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Kadınların korkmadan yürüdüğü, çocukların sadece oyun oynarken nefes nefese kaldığı bir dünya lütuf değil, en temel haktır. Bu hakkı teslim etmek için sadece yasalar yetmez; topyekûn bir zihniyet devrimi şarttır.
Şiddete karşı susmak, zalimin yanındaki en güçlü silahtır. Sesimizi yükseltelim ki, o sessiz çığlıklar bir daha asla havada kalmasın.
Elif Asena Aslangiray
Egitim Danışmanı